İçeriğe geç
Uyumayanlar

Korku hikayeleri kurgudur, gerçek suç dosyaları kesinleşmiş vakalara ve açık kaynaklara dayanır. İçerik yetişkinlere yöneliktir, hassas dinleyiciler için uygun olmayabilir.

İçerik yetişkinlere yöneliktir.

Korku hikayeleri kurgudur, gerçek suç dosyaları kesinleşmiş vakalara ve açık kaynaklara dayanır. İçerik yetişkinlere yöneliktir, hassas dinleyiciler için uygun olmayabilir.

Akşam on iki kişiydik, sabaha karşı şoför on üç saydı

korku12 dk 19 sn

Bölümü videoyla izle

Akşam on iki kişiydik, sabaha karşı şoför on üç saydı.

Parmağıyla tek tek gösterdi, en arka sıraya gelince durdu. Bir daha saydı, bu sefer sesli. Yine on üç. Elini direksiyona koydu, bir süre öyle kaldı. "Kim bindi?" dedi.

Kimse binmemişti. Sürgülü kapı gece yarısından beri donuktu, iki kardeş omuz verip açamamıştı. Şoför kendi kapısını da denemiş, kar yarısına kadar dayandığı için geri çekmişti.

Dolmuş ilçe garajından dörtte kalktı. Radyoda yaylalara kar beklendiğini söylemişlerdi, şoför yine de akşama kadar yukarıda oluruz demişti. Ben ninemden kalan yayla evinin kapısını kış için kapatmaya gidiyordum. Şehirde bir ilaç deposunda sevkiyattayım, iki günlük izni şeften zor koparmıştım. Evin kocaman demir anahtarı montumun cebindeydi. Şoför kalkmadan paraları topladı, herkesin yüzüne uzun uzun baktı. Benim iki yüzlüğümü en son aldı, bozukları avucuma tek tek saydı. Parmakları buz gibiydi. "On iki, tamam" dedi. Kendini saymıyordu. On iki yolcuyduk, bir de o. Dolmuşta on altı koltuk vardı. En arka sıradaki dördüne ekmek çuvallarını yığmışlardı, kalan on ikide biz oturuyorduk. Camlar buğulanmıştı, dışarıda ilk kar taneleri savrulmaya başlamıştı. O sayının üstünde o an durmadım.

Boynumda ablamın ördüğü yeşil atkı vardı. Ucuna adımın harfini işlemişti, kocaman bir D. Kapının yanındaki koltuğa oturdum, yanıma Hatice teyze geldi. Ben çocukken ninemin kapısına bal getirirdi. Beni görünce yanağımı sıktı, "Deniz, kocaman olmuşsun" dedi. Atkının ucunu eline alıp harfe baktı. "Ablan mı ördü? Eli hep düzgündü onun."

"Bal yedirirdin bana" dedim. "Bir gün arı soktu, dudağım şişti."

"Sol dudağındı" dedi. "Soğan sürdüm, ağladın da ağladın."

Güldük. Ben hangi dudak olduğunu çoktan unutmuştum, o hatırlıyordu.

Dolmuşun çoğu yaylalıydı. Kim kimin kızı, kimin damını kim aktarmış, onu konuşup durdular. Öndeki iki kardeş ilçeye odun parası almaya inmişti, dönüyordu. Kemal amca şoförün arkasında oturuyor, bıyığını parmağıyla düzeltip ikide bir havayı soruyordu. Okuldan dönen üç kız tek battaniyeyi paylaşıyordu. Ben on yıldır şehirdeydim. Yarısını hatırlamıyordum, yarısı beni hatırlıyordu. Hatırlayanlar adımı söylüyor, ben başımı sallayıp gülümsüyordum.

Köprüyü geçince kar yan yatıp yağmaya başladı. Silecekler yetişmedi. Bir virajda arka teker boşa döndü, araç yolun içine doğru kaydı, durdu. Şoför indi, baktı, bindi. "Zincir de kurtarmaz" dedi. "Sabahı bekleyeceğiz."

Telefonum tek çizgi çekiyordu. Ablamı aradım. "Yol kapandı, sabah inerim herhalde" dedim. "Garajda beklerim" dedi, sesi bir an durdu. Görmesem de alyansını çevirdiğini biliyordum. Ablam bir şeyden emin olamadığında alyansını parmağında döndürür. Annemizin cenazesinde akşama kadar döndürmüştü, parmağının dibi kızarmıştı. "Atkını çıkarma" dedi. Konuşma yarıda kesildi, çizgi de gitti. Jandarmayı aramayı denedim, telefon aramayı başlatmadı bile.

Şoför motoru saatte bir çalıştırıyor, on dakika ısıtıp mazot bitmesin diye kapatıyordu. Motor susunca soğuk yerden yukarı tırmanıyordu, önce ayak bileklerine, ardından dizlere. Hatice teyze çantasından peynir ekmek çıkardı, herkese bölüştürdü. Kızlardan biri su şişesinin kapağını açamadı, bana uzattı. "Deniz abla, sen aç" dedi. Adımı Hatice teyzeden duymuştu.

Kemal amca bir ara arkaya döndü. "Kimse yerinden kalkmasın" dedi. "Karda kalan arabada yer değiştirilmez. Eskiler öyle derdi."

Kızlar güldü. Kemal amca gülmedi. Hatice teyze elini dizime koydu, okşadı. "Sen de kalkma kızım, yerini soğutma" dedi. Şaka mı yapıyordu, anlamadım. Kendisi bütün gece oturduğu yerden kıpırdamadı. Bacağı uyuşunca yerinde ovdu. Tuvaleti gelen kızlar bile sabaha kadar sıkıştı, kalkmadı.

Gece yarısına doğru bacaklarım tutuldu. Belim zaten depoda koli kaldırmaktan tutuktu. Hatice teyze başını cama dayamış, ağzı açık uyuyordu, camın soğuğu yanağına vuruyordu. Atkımı çıkarıp katladım, başının altına koydum. Arkada çuvalların arasında bir boşluk vardı, orada ayaklarımı uzatabilirdim. Kemal amcanın sözü aklıma geldi, kendi kendime güldüm. Koltuğu boş bırakıp en arkaya geçtim, çuvalların arasına sıkıştım. Ekmek kokuyordu, çuvallar hala biraz ılıktı. Montumun başlığını indirip gözlerimi kapadım.

Uyandığımda şoför sayıyordu.

On üçü ikinci kez söyleyince kimse konuşmadı. Şoför "Herkes yanındakine baksın" dedi. Baktılar. "Bu benim kardeşim." "Bu bizim Kemal amca." "Bunlar Kızılyayla'nın kızları, okuldan geliyorlar." Her yüzün yanında o yüzü tanıyan biri vardı. Kimse yabancı görmedi. Benim yanımda çuvallar vardı, bana dönen olmadı.

Kapının yanındaki koltuk, benim koltuğum, doluydu. Oturanın başlığı inikti, yüzü cama dönüktü. Hatice teyzenin başı onun omzundaydı, altında benim atkım.

"Teyze" dedim, "yanındaki kim?"

Gözünü açmadan "Bizimki" dedi. Elini onun dizine koydu, okşadı. Akşam benim dizimi okşadığı gibi.

Bizimki herkes olabilirdi. Kafamda saydım. Önden başladım, yüz yüz, isim isim. Akşam kim varsa duruyordu. Kimse eksik değildi. Eksik yoksa, fazla olan birinin yerine oturmuştu. Kimin yerine? Şoförün telefon ışığında herkese tek tek baktım. İki kardeş birbirine yaslanmıştı. Kemal amca bıyığını eliyle düzeltiyordu, akşamki gibi. Kızlar tek battaniyenin altındaydı. Herkes yerindeydi, herkes kendine benziyordu. Bir tek benim yerimde benden başkası oturuyordu, ben de o yerden kendim kalkıp gitmiştim.

Kalkıp yanına gitmedim. Arada üç sıra vardı, koridorda çantalar, kızların ayakları. Gitsem ne diyecektim, kalk burası benim mi? Kemal amcanın akşam ne dediğini herkes duymuştu. Kalkan bendim.

Çuvalların arkasındaki cam buz tutmuştu. Kolumla içindeki buğuyu sildim, dışarıda hava ağarıyor mu diye. Dışarıyı göremedim.

Camın dış yüzünde, kırağının üstüne, parmakla bir insan çizilmişti. Kalın, emin çizgiler. Bir baş, iki omuz, yanlara sarkan kollar. Biri dışarıda, karın içinde durup çizmişti.

Yüzümü yaklaştırdım. Karanlık camda kendi yüzüm belirdi, çizginin içine oturdu. Başım başına, omuzlarım omuzlarına. Biraz sola kaydım. Çizgi yerinde kaldı. Ben yine içindeydim.

Elimi kaldırıp cama koydum. Avucum camın bu yanındaydı, çizilen el öbür yanında. Parmak parmağa, tam üst üste. Elimi çektiğimde avucumun izi camda kalmadı. Çizgi kaldı.

"Usta" dedim, "gece dışarı çıkan oldu mu?"

Şoför dikiz aynasından baktı. "Kapı donuk hanım, kim çıkacak?"

Akşam bana adımla seslenmişti. Babamı tanıyordu, babamın düğününde davul çalanı bile hatırlıyordu.

Telefonumu çıkardım. Çekmiyordu, şarjı biraz vardı. Ablamla geçen bayram balkonda çekildiğimiz fotoğrafı açtım. Ablam kolunu omzuma atmış, gülüyordu. Ben de gülüyordum, yüzüm benim yüzümdü. Boynumda yeşil atkı vardı, ucundaki D objektife dönüktü.

O bayram atkı daha örülmemişti. Ablam ilmeklerine ekimde başlamış, bana geçen hafta vermişti.

Bir önceki fotoğrafa geçtim. Yazın, annemizin mezarı başında. Güneş tepedeydi, atkı yine boynumdaydı. Bir öncekine geçemedim. Telefon avucumda ısındı, ekran karardı.

Bir daha cama dönmedim. Sırtımı ona verip çuvalın üstüne oturdum, sabahı öyle bekledim.

Hava kurşun rengine döndüğünde şoför bir daha saydı. Bu sefer arkadan başladı. Parmağı bana geldi, orada kaldı.

"Siz?" dedi.

"Deniz" dedim. "Ninemin evine çıkıyordum, Ayşe nenenin torunu."

Kimse başını sallamadı. Şoför "Herkes adını söylesin" dedi. Önden başladılar. Her isim söylendiğinde başka biri başını sallıyor, "he, o" diyordu. Sıra kapının yanına geldi.

Oturan başlığını indirdi. Saçı kısaydı, benimki gibi. Yüzüne baktım, yüzü aklımda durmadı. Gözümü kaydırdığım an siliniyordu, geriye yalnız atkı kalıyordu. Yeşil atkım boynuna dolanmıştı, D harfi bana dönüktü.

"Deniz" dedi.

Hatice teyze onun elini tuttu. "Deniz'imiz" dedi.

Ayağa kalktım, başım tavana çarptı. "Deniz benim" dedim.

Kimse gülmedi. Hepsi bana döndü. Yüzlerinde aynı kibar şaşkınlık vardı, yanlış koltuğa oturmuş birine bakar gibi.

"Teyze" dedim, "ninemin kapısına bal getirirdin. Bir gün arı dudağımı soktu, sen soğan sürdün."

Hatice teyze bana baktı, ardından yanındakine. Yanındaki yavaşça gülümsedi.

"Sol dudağımdı" dedi. "Soğanı kendi bahçenden koparmıştın, toprağı üstündeydi."

Teyze güldü, elini onun yanağına koydu. Ben hangi dudak olduğunu hatırlamıyordum. Akşam teyze söylemişti, duymuştum, gitmişti.

"Çantam koltuğun altında" dedim. "Kahverengi çanta. Kimliğim içinde."

Yanındaki eğilip çantayı çıkardı. Fermuarı açtı, cüzdanı buldu, kimliği bana doğru uzattı. Kızlar elden ele bana getirdi. Adım yazıyordu, babamın adı, doğduğum yer. Fotoğrafa baktım. Yüz aklımda durmadı. Gözümü isimden fotoğrafa kaydırdıkça fotoğraf siliniyor, yerine kapının yanındakinin başlığı geliyordu. Kimliği geri verdim. Kızlar elden ele ona götürdü. Kapının yanındaki kimliği cüzdana koydu, fermuarı çekti.

"Siz paranızı verdiniz mi?" dedi şoför bana.

"İki yüzlük verdim. Üstünü sen saydın, avucuma."

Şoför kapının yanını gösterdi. "İki yüzlüğü o verdi."

Yanındaki cebinden demir bir anahtar çıkardı, avucunda tarttı. "Ninemin kapısını kapatacağım" dedi Hatice teyzeye. "Kış girmeden."

Elimi cebime soktum. Bozukların yeri boştu, anahtarın yeri de. Astar sıcaktı, az önce biri elini çekmiş gibi.

Su şişesini açtırdığım kız bana kendi şişesini uzattı. "Buyurun" dedi. "Sabaha kadar susuz kaldınız."

Kemal amca bıyığını düzeltti. "Köprüde kar başlarken kapı bir açıldı ya" dedi. "O zaman binmiştir."

Herkes başını salladı. Omuzları indi, dolmuşun içindeki hava yumuşadı. On üç tutmuştu. Bir fazla vardı, fazla bendim, bunun da açıklaması bulunmuştu.

"Açılmadı" dedim. "Kapı hiç açılmadı."

Hatice teyze başını yeniden onun omzuna koydu. Şoför önüne döndü. "Aşağıda inersiniz hanım" dedi. "Kimse sizi bırakmaz burada."

Yediye doğru küreme aracının sarı ışığı aşağıdan geldi. Yukarısı kapalıydı, aşağısını açmışlardı. Dolmuş yerinde döndü, ağır ağır indi. Ben çuvalların arasında oturdum. Kimse benimle konuşmadı, kimse kötü de bakmadı. Kemal amca bir ara ekmek uzattı, teşekkür ettim. Telefonum açılmadı. Arka cama bakmadım. Güneş vurunca çizgi eridi mi, bilmiyorum.

Köprüden geçerken kapının yanındaki bir kez arkaya döndü. Yüzüne baktım, yine tutamadım. Atkıyı boynunda bir tur daha sardı, önüne döndü.

Garajda ablam saçak altında bekliyordu. Paltosunu geceliğinin üstüne geçirmişti, ayağında terlik vardı. Donmuş kapıyı iki kardeş içeriden tekmeyle açtı.

İlk o indi. Atkının ucu omzundan sarkıyordu.

Ablam koştu, sarıldı. Atkıyı boynunda düzeltti, ucundaki harfi parmağıyla düzledi. "Üşüdün mü?" dedi.

Ben en son indim. Ablamın yanına gittim. "Abla" dedim.

Ablam onun omzunun üstünden bana baktı. Kolunu çözmedi.

"Bir şey mi lazımdı?"

Konuşurken alyansını parmağında yavaşça çevirdi.

Bu bölüm size ne yaptı

Hesap istemez, kişisel veri tutmaz. KVKK aydınlatma metni

Yorumlar

Yorum yazmak hesap ister; hesabınız yoksa gönderim sizi giriş sayfasına yönlendirir.

Verileriniz hakkında: KVKK aydınlatma metni

Henüz yorum yok.