Necmi, yemeğin soğuyor
korku11 dk 48 sn
Kalorifer borusu ilk kez on birinci akşam konuştu. Kazana gece kömürünü atmış, odama çıkmış, montumla yatağa uzanmıştım. Petekten bir kadın sesi geldi, ince, sabırsız: "Sofra hazır, daha ne bekliyorsun?" Lojmanlarda benden başka kimse yoktu. Üç blok, kırk sekiz daire, hepsi boş. Kapılarını kendi elimle mühürlemiştim.
Kapanmış bir maden işletmesinin lojmanlarında kış bekçisiydim. Ocak kapanalı yedi yıl olmuş. Binaları satacaklarmış, alıcı da bahardan önce gelip bakmazmış. O zamana kadar boruların donmaması lazım. Donan boru patlar, patlayan boru binayı içten çürütür. Benim işim kazanı söndürmemekti.
Bu işi para için almıştım, başka sebebi yok. Kereste fabrikası kapanınca bir yıl boşta kaldım. Bankaya borcum vardı, kızımın okul taksiti vardı. Şirket sezon parasını baharda, binaları sağlam teslim edince tek seferde ödeyecekti. Benden önceki bekçi ocakta bırakıp inmiş, parasının yarısını bile alamamış.
Elektrik kesikti, direkleri bile sökmüşlerdi. Isı A blokun bodrumundaki eski kömürlü kazandan geliyordu. Pompası yoktu, gerek de yoktu. Lojmanlar yamaca kurulmuş, kazan en altta kalmış. Su ısınınca kendi kendine yukarı çıkıyor, peteklerde soğuyup ağırlaşıyor, kazana geri iniyordu. Bütün sistem bu kadardı. Bunu bana ilk gün Remzi abi anlattı, yüzüme bakmadan. "Sıcak olan yukarı çıkar," dedi. "Sen kazanı yak, gerisini su bilir."
Hattan eksilen suyu kazan dairesinin arkasındaki depodan tamamlıyordum. Depo, ağzını betonla ördükleri eski bir galeriden sızan kaynakla dolardı. Remzi abi o depoyu gösterirken de yüzüme bakmadı. İlk hafta hattı dolaşırken depoya inen borunun kazanın dönüş borusuna bağlı olduğunu gördüm. Peteklerden soğuyup dönen su, kazana girmeden önce depodan geçiyordu.
Remzi abi şirketin kasabadaki adamıydı. Madende yirmi yıl çalışmış, kapanınca bekçilerin başına onu koymuşlar. Her akşam dokuzda telsizden arardı. Ben "Kazan yanıyor, borular sağlam" derdim, o "Tamam" derdi. Kasabaya kırk kilometre yol vardı. Aralık başında kar yolu kapattı. Remzi abi erzakı son kez traktörle getirdi, kömürlüğe bir göz attı. "Martta açılır," dedi, gitti.
İlk haftalar borular yalnızca uğuldardı. Kazanın kapağını açınca bütün hat derin bir nefes alır gibi inler, gece yarısı soğuyan demir tıkırdardı. Gece ikide kalkıp kömür atıyordum, sabah altıda bir daha. Alıştım. Her evin kaloriferi böyle konuşur.
O kadın sesini duyduğum gece el fenerini aldım, binaları tek tek dolaştım. Bloklar arasındaki yolda kar dizime geliyordu, nefesim fenerin ışığında duman gibi asılı kalıyordu. Sesi petekten peteğe takip ettim. A blokta kısıktı. B bloka geçince açıldı. İkinci katta, dört numarada en net haldeydi. Dairenin içi boştu. Yerde eski bir halının bıraktığı açık renkli bir dikdörtgen vardı. Mutfak kapısının kasasında kurşun kalemle çizilmiş çizgiler. En alttakinin yanında "Elif, üç yaş" yazıyordu.
Peteğin önüne çömeldim.
"Necmi, yemeğin soğuyor," dedi kadın. Bir çocuk güldü. Bir kapı açılıp kapandı, ağır bir adım geldi. Yorgun bir erkek sesi: "Geldim, geldim. Önce bir yıkanayım." Akan su. Uzakta bir radyo maç anlatıyordu. Petek bir evin akşamını baştan sona yaşadı. Tabak sesleri, çocuğa söylenen bir ninni, çekilen bir perde. Gece yarısına doğru kadın "Sabah servis kaçta?" diye sordu. Adam "Beşte," dedi. Ondan sonra yalnız kazanın uğultusu kaldı.
Peteğe elimi koydum. Binadaki bütün peteklerden sıcaktı.
O gece dokuzu kaçırmıştım. Remzi abi on bire doğru aradı, sesi gergindi. "Ne oldu?" Borularda bir ses var, dedim. Kadın sesi demedim. "Hava yapmıştır," dedi. "Üst katların havasını al."
Kadını ona anlatmadım. Karın ardında tek başına kalmış bir bekçi telsizden petekte kadın konuşuyor derse ne olacağını biliyordum. Yol açılır açılmaz yerime biri gelirdi, ben de sezon parasının yarısıyla inerdim.
Ertesi akşam dört numara aynı saatte yine konuştu. Bu sefer sofra yoktu. Kadın yarın bayram diyordu, harçlıkları zarflara ayırıyordu. Necmi kızına "Bayramlıklarını giy de dedene gidelim," diyordu. Kadın bir ara Necmi'ye dün akşamki tencereyi hala yıkamadığını söyledi. Dün akşam benim duyduğum sofraydı bu.
Diğer daireler de başladı. B blokun üçüncü katında yaşlı bir adam öksürüyordu, hep aynı kuru öksürük. C blokta bir kına gecesi vardı, kadınlar türkü söylüyordu. A blokun birinci katında, benim odamın tam üstünde, iki adam vardiya listesi yüzünden kavga ediyordu. Çoğu gece bir önceki akşamın devamını anlatıyorlardı, bazen bir gün atlıyor, bazen aynı akşamı iki kez geçiriyorlardı. Binalar kapanmadan önceki yıllarını kendi kendine anlatıyordu.
Gündüzleri o daireleri gezdim, neyi aradığımı bilmeden. Kına gecesinin geldiği dairede pencere pervazına sıkışmış kırmızı bir boncuk buldum. Öksürüğün dairesinde banyo dolabında boş bir şurup şişesi vardı, üstündeki tarih on yıl öncesini gösteriyordu. Hepsini yerinde bıraktım.
Kazana bol kömür attığım gecelerde sesler gürleşiyordu. En üst katlarda sanki biri odanın içinde konuşuyordu. Bir gece denedim, kazanı kıstım. Sesler inceldi, fısıltıya döndü, sabaha karşı kesildi. İlk kez deliksiz uyudum.
Sabah C blokun dördüncü katında tavandan su damlıyordu. Gidiş borusu donmuş, bir dirsekten çatlamıştı. Bütün günüm kelepçe, bez, tel arasında o dirseğin başında geçti. Kaçan suyu tamamlamak için depodan kova kova su taşıdım. Depoya inen borunun üstünde paslı bir levha vardı, "G-42" yazıyordu. Su buz gibiydi, demir kokuyordu.
Akşam telsizde ben bir şey söylemeden Remzi abi "Kazanı kısma," dedi. "O binalar soğuğu sevmez."
Kazanı bir daha kısmadım. Onun yerine daire vanalarını kapatmaya başladım. Konuşan dairenin vanasını kapatıyor, donup patlamasın diye peteğin suyunu kovaya boşaltıyordum. Her seferinde hattan biraz su kaçıyordu, eksileni depodan tamamlıyordum. Kapanan daire susuyordu. Dört numarayı kapattım, Elif'in annesi sustu. Ertesi gece aynı ses üst kattaki dairenin peteğinden geldi, komşu kapısının aralığından konuşur gibi uzak.
On gün içinde B blokun yarısını boşalttım. Sesler susmadı. Boşalttığım dairelerin etrafında toplandılar, duvarların öbür yanından, merdiven boşluğundaki ana borudan konuştular.
En son kendi odamın vanasını kapattım. Şilteyi bodruma, kazan dairesinin yanındaki eski kazancı odasına taşıdım. Duvarı kazana bitişikti, sıcağı oradan alıyordum. Odadaki tek peteğin vanasını kapattım, suyunu boşalttım. Kuru, buz gibi bir demir kaldı.
Ana hat kapatılacak bir şey değildi. Kazan susarsa her şey donardı.
Ocak ortasında bir gece ana borudan başka türlü bir ses geldi. Cızırtılı, boğuk, uzak. Telsiz.
"Merkez, kırk iki. Merkez, kırk iki, duyuyor musun?"
Başka bir ses cevap verdi. Gençti, ilk anda tanımadım. "Duyuyorum Necmi, söyle."
"Tavan oturuyor abi, kırk ikinin ağzında. Üç kişiyiz."
Kazan homurdandı, ses kesildi.
Feneri alıp depoya indim. Levhadaki paslı harfler ışıkta kabardı: G-42. Depoya inen boruya elimi koydum. Kazanın on adım ötesindeydi, buz gibiydi.
İkinci gece kaldığı yerden devam etti, yalnız cevap veren ses artık daha yakındı. O zaman tanıdım. Yirmi yaş gençti, ama Remzi abiydi.
Bir akşam dokuzda telsiz çaldı. Remzi abi "Kazan nasıl?" diye sordu. Aynı anda ana hattan onun genç sesi "Necmi, sayıyı ver," diyordu. İkisi üst üste konuştu. Telsizi şilteye bıraktım, cevap vermedim. Remzi abi üç kere seslendi, sonra kapattı.
Her gece o geceden bir parça daha geldi. Bir gece yerin altından bir gümbürtü, ardından bağırışlar. Bir gece bir siren, B blokun merdivenlerinde koşan ayaklar, hepsi ana hattın içinden. Bir gece Remzi abinin genç sesi saatlerce aynı ismi tekrarladı: "Necmi. Necmi, cevap ver."
Necmi arada cevap veriyordu. Giderek kısılan bir sesle, telsiz cızırtısının bir kat altından: "Buradayım abi. Su geliyor. Duyan var mı?"
Remzi abi duymuyordu. Ben duyuyordum.
"Duyuyorum," dedim bir gece, boruya eğilip. Tutamadım kendimi. Hiçbir şey değişmedi. Necmi aynı cümleyi yeniden söyledi, aynı yerden kesildi.
O gece B blokun merdiven boşluğundan ince bir ses daha geldi. Bir kapı açıldı. Ağır bir adım. Bir erkek "Yenge," dedi, arkasını getiremedi. Bir kadın hiçbir şey sormadı.
Ertesi gün dört numaraya çıkıp kasadaki çizgilere bir daha baktım. En üsttekinin yanında "Elif, beş yaş" yazıyordu. Ondan yukarısı boştu.
Bir akşam dokuzda, her zamanki konuşmanın sonunda sordum. "Abi, burada Necmi diye biri var mıydı?"
Telsiz uzun süre cızırdadı. "Nereden çıktı bu?"
Kapı kasasında yazıyor, dedim, çocuk boyu çizgilerinin yanında. Yalan söyledim. Kasada yalnız Elif yazıyordu.
"Necmi Kalaycı," dedi. "Kapanıştan dört yıl önce kırk ikinci galeri oturdu. Ötekileri çıkardık, onu çıkaramadık. İçerisi suyla doldu, ağzını ördük. Kayıp yazdılar. Hanımı kızını alıp gitti." Bir süre sustu. "O gece telsizin başında ben vardım."
Telsizi kapattı. "Tamam" demedi.
Şubatta Necmi'nin sesi yaklaşmaya başladı. Önce ana hattın derininden geliyordu. Sonra kazanın dönüş borusundan. Sonra dönüş borusunun kazana girdiği dirsekten, elimi koysam titrediğini duyacağım yerden. Bir gece Remzi abinin genç sesi başka bir şey söylerken Necmi araya girdi, ona cevap vermeden.
"Su ısınıyor abi. Burası ısınıyor."
O gece kazana kömür atarken ellerim titredi. Kısamazdım. Bir dirsek daha çatlarsa alttaki dairenin tavanı sıvasıyla inerdi, şirket de onarımı sezon parasından keserdi.
Ertesi akşam depodan bir kova daha çektim. Suyun yüzünde ince bir buhar vardı. Dışarıda eksi on beş vardı.
Mart başında kar yumuşadı. Remzi abi telsizde yolun bir haftaya açılacağını söyledi. "Gelip seni ben alırım," dedi. Sesi yorgundu, bir şey daha soracakmış gibi bekledi, sormadı.
O gece ana hattan o gecenin sonu geldi. Uzaktan bir sabah ezanı. Remzi abinin sesi artık genç değildi, kırıktı.
"Kırk ikiyi kapatıyoruz. Necmi Kalaycı'yı kayıp yazın."
Telsiz bir kere tıkladı.
Borular sustu. Bütün kış boyunca ilk kez. Ne öksürük vardı, ne türkü, ne sofra. Kazanın içinde kömür çıtırdıyordu, o kadar.
Şilteden kalkmadım. Kalkarsam bir şey bozulacakmış gibi geldi. Sabaha az kalmıştı. Bir hafta sonra yol açılacak, ben inecektim.
Odanın köşesinden bir tık geldi. Boşalttığım petekten. Bir tık daha. Ardından ince, sabırlı bir şırıltı. Vanası kapalı, içi kupkuru bir peteğe su doluyordu.
Elimi üstüne koydum. Ilıktı.
Cızırtı yoktu. Telsiz yoktu. Ses peteğin hemen içinden, kulağımın dibinden geldi.
"Su ısındı abi. Ben de çıkıyorum."
Bu bölüm size ne yaptı
Yorumlar
Henüz yorum yok.