Zil çalışmıyor, kapıyı çalın
korku12 dk 39 sn
Uygulama o adresi her gece biri on geçe gönderiyordu. Ardıç Arkası Sokağı, numara on bir, zemin kat. Altında alıcının notu: "Zil çalışmıyor, kapıyı çalın." İlk gece gittiğimde orada çalacak bir kapı yoktu. Bina da yoktu. İki apartmanın arasında, otları dizime kadar gelen boş bir arsa vardı. Teslimatı iptal ettim. Puanım dört nokta dokuzdan dört nokta sekize düştü.
Gece kuryesiyim. Akşam onda çıkar, sabah altıda dönerim. O saatlerde şehir başka bir yere döner: ana caddeler boşalır, trafik ışıkları kimse için yanıp söner, sokakta bizim motorlarla çöp kamyonları kalır. Gece açık kalan her yer yemek ister, ilaç ister, sigara ister. Biz götürürüz.
Bu işi bırakamam. Motoru şirketin anlaşmalı olduğu firmadan taksitle aldım. Hesabım kapanırsa kalan taksitler bir seferde istenir. Puanım dört buçuğun altına inerse hesap kendiliğinden askıya alınır. İkisini de sözleşmede okudum. İmzayı attıktan sonra okudum.
İlk gece her şey şu sırayla oldu. Sonraki geceler bu sırayı hiç bozmadı.
Biri on geçe telefon titredi. Ekranda yeni bir iş vardı, ücreti normalin üç katıydı. Teslim noktası metro çıkışındaki alt geçitteydi. O saatte orada kimse olmaz; floresanların yarısı yanmaz, yerdeki su birikintileri hiç kurumaz. Merdivenlerden inerken kendi ayak seslerimin duvarlara çarpıp geri döndüğünü duydum. Bir an arkamdan biri geliyor sandım, durdum, ses de durdu. Kargo dolapları en dipte, duvara dizilmiş bekliyordu. Gri, metal, kapaklarında küçük birer ekran. On dört numaranın ekranı yeşil yanıp sönüyordu. Uygulamanın verdiği kodu girdim, bir tık sesi geldi, kapak aralandı. İçinde ayakkabı kutusu büyüklüğünde, kahverengi bir paket vardı. Dört bir yanı şirketin mavi bandıyla sarılmıştı, o kadar çok kat ki köşeleri yuvarlaklaşmıştı. Üstünde kırmızı harflerle bir uyarı: "Mühürlü paket. Açılırsa sorumluluk kuryeye aittir."
Kutu hafifti. Kulağımın yanında salladım, içinden ses gelmedi. Çantaya koyarken bandın köşesi tırnağıma takıldı, ufak bir yırtık açıldı. Bastırıp düzelttim.
Adres yirmi dakika uzaktaydı. Harita beni caddeden ayırdı, eski bir mahallenin dar sokaklarından geçirdi, bir yokuşun ortasında durdurdu. Ekranda mavi noktam kırmızı iğnenin üstüne oturdu. "Hedefe ulaştınız."
Sağımda dört katlı bir apartman vardı, kapısında dokuz yazıyordu. Solumda on üç. Arada tam bir apartman genişliğinde boşluk. Otlar, kırık tuğlalar, bir direğe takılıp rüzgarda kımıldayan yırtık bir naylon. Telefonun fenerini açıp birkaç adım girdim. Otların arasında yere gömülü bir sıra eski tuğla gördüm, düz bir dikdörtgen çiziyordu. Bir zamanlar burada bir ev varmış, yıkılmış, temelinin izi kalmış diye düşündüm. Bu şehirde öyle arsa çok.
Paketi elimde tutup beş dakika bekledim. Kimse çıkmadı. Uygulamada "Teslim edilemedi" tuşuna bastım. Ekrana üç gerekçe geldi: alıcıya ulaşılamadı, adres bulunamadı, diğer. "Adres bulunamadı"yı seçtim. Uygulama kanıt olarak fotoğraf istedi, arsayı çektim. Bir saniye sonra cevap geldi: "Konum doğrulandı. Adres sistemde kayıtlıdır." Altında da yeni puanım.
İptal edilen paket iade edilir. Ekranda yeni bir görev açıldı: "İade: paketi alındığı dolaba bırakın." Alt geçide döndüm, on dört numarayı açtım, kutuyu koydum, kapağı kapattım. Yeşil bir onay çıktı. O gece dokuz paket daha dağıttım, hepsi gittiği yerde birine teslim oldu.
İkinci gece biri on geçe aynı adres düştü. On dört numarada aynı kutu duruyordu. Aynı mavi bant, köşesinde benim tırnağımın açtığı yırtık. Kaldırdım. Dünkünden ağırdı, içinde dolu bir şişe su varmış gibi. Bant hiç açılmamıştı.
Arsadaki tuğla sırası bileğime gelmişti. Artık tek sıra değil, üst üste dört sıraydı. Harcı taze değildi, eski ve karaydı, sanki yıllardır orada duruyormuş gibi. Dikdörtgenin ön yüzünde tuğlalar bir yerde kesiliyor, bir adım genişliğinde boşluk bırakıyordu. Kapı yeri.
O gece "Alıcıya ulaşılamadı"yı seçmek istedim. Bunun için önce alıcıyı aramak gerekiyor, uygulama arama kaydına bakıyor. Etiketteki numarayı uygulamanın içinden aradım. Kulağımda çalmaya başladı. Aynı anda arsanın içinden de bir zil sesi geldi. Alçaktan. Yerden. Kapı yerinin biraz ilerisinden, otların dibinden. Feneri o tarafa tuttum, otlardan başka bir şey yoktu. Telefon kulağımda sekiz kere çaldı, sonra düştü. Arsadaki ses de aynı anda sustu.
Puanım dört nokta yedi oldu. Kutuyu dolaba geri götürdüm.
Üçüncü gece önden davranmaya karar verdim. Biri on geçe telefon titrediği anda reddet tuşuna bastım. Ekranda bir yazı çıktı: "Bu görev size otomatik olarak atanmıştır." Tuş griydi. Gitmemek de iptal sayılıyordu, üstüne o gecenin bütün işleri yanıyordu.
Destek hattına yazdım. Otomatik bir cevap geldi: adres sorunu yaşıyorsanız iptal ederken uygun gerekçeyi seçin. Bir insanla görüşmek istediğimi yazdım. "Talebiniz alındı." O talep hala açık.
Kutu aynı boydaydı, dolaptan çıkarırken kollarım titredi. İçi taş doluymuş gibiydi. Kenarlarında kiremit rengi bir toz vardı, eldivenime bulaştı. Çantaya koyamadım, arka sepete lastik ahtapotla bağladım. Motor yokuşta homurdandı.
Duvar dizime gelmişti. Artık iz değildi, duvardı. İçeride de duvarlar yükselmişti, daha ince, daha alçak: kapı yerinden girince sağda küçük bir oda, karşıda dipte biten uzun bir koridor. Girmedim. Bizim işte alıcı çağırmadıkça kapıdan içeri adım atılmaz. Eşiğin önünde durup feneri koridora tuttum. Işık uzun süre gitti, sonunda bir duvara çarptı. Dışarıdan bakınca arsa o kadar derin değildi.
Gerekçe olarak yine "Adres bulunamadı"yı seçtim. Dört nokta altı. Kutuyu dolaba bıraktım.
O gün öğleden sonra arsaya gün ışığında gittim. Motoru dokuzun önüne çektim. Otlar yerindeydi, naylon direkteydi. Duvar yoktu. Tuğlalar yine yere gömülü tek bir sıraydı, ilk geceki gibi. Kapı yerinin olduğu yerde durdum, içeri bir adım attım. Ayağımın altında toprak vardı, o kadar.
Etiketteki numarayı bu sefer kendi hattımdan aradım. Bir kadın sesi, kayıttan: "Aradığınız numara kullanılmamaktadır." Fotoğraf çektim. Galeride geceki fotoğrafların hiçbiri yoktu; onları uygulamanın kamerasıyla çekmiştim, uygulama kendine saklamıştı. Polise gidip ne gösterecektim? Bir arsa, bir sıra tuğla.
Otların arasında, koridorun başladığı yerde bir şey gördüm. Eğilip aldım. Bir kurye eldiveniydi. Siyah, parmak uçları kesik, bileğinde bizim şirketin mavi şeridi. Kurumuş, sertleşmişti, içi toprak doluydu. Tek bir eldiven. Sağ el. Yerine bıraktım.
On üç numaranın balkonunda yaşlı bir adam halı silkeliyordu. Beni görünce durdu.
"Oğlum, orada ne arıyorsun?"
"On bir numaraya paketim var," dedim.
Bir süre yüzüme baktı. "Orada ben bildim bileli bir şey yok," dedi. Halıyı içeri aldı. Kapıyı kapatmadan önce bir şey daha söyledi, zor duydum: "Siz geceleri gelip duruyorsunuz."
Eve dönünce çantamı açtım. Eldivenlerimin ikisi de oradaydı. Saydım.
Dördüncü gece kutuyu dolaptan iki elimle, dizlerimi kırarak indirdim. Sepete bağlarken motor yana yattı. Alt geçidin ağzında bekleyen bir taksici gelip motoru kaldırmama yardım etti, kutuyu da sepete o oturttu. Kutuyu kucağına aldığında yüzü değişti. Bir şey demedi, arabasına döndü.
Duvar belime gelmişti. Ön yüzde, kapı yerinin iki yanında, iki pencere boşluğu açılmıştı. Eldivenimi çıkarıp duvara dokundum. Sıcaktı. Ekim gecesinin rüzgarında, fırın kapağı gibi sıcaktı. Elimi hemen çektim. On yedi yaşında bir pidecide fırının ağzına sol avucumu dayamıştım, iz hala duruyor. Kimseye göstermedim. Sargıyı kendim değiştirdim, annem bile görmedi. Yazın da eldivenle gezerim. O gece eldiveni geri takarken avucumdaki iz zonkluyordu.
Teslim edilemedi tuşuna bastım. Gerekçe ekranındaki üç seçenek de griydi. Altlarında, önceki gecelerde orada olmayan tek bir satır yanıyordu: "Adreste bina bulunmuyor." Başka hiçbir yere basamıyordum. Belime kadar gelen bir duvarın önünde durup ona bastım. Uygulama fotoğraf istedi. Çektim. Ekranda duvar, iki pencere boşluğu, kapı yeri. "Fotoğraf doğrulandı." Puanım dört buçuğa indi. Altında kırmızı bir uyarı: "Bir sonraki iptalde hesabınız askıya alınacaktır."
Kutuyu dolaba geri koymam yarım saat sürdü.
Ertesi gün öğlen uyanınca hesabımı kapatmaya çalıştım. Ayarlarda, en altta, küçük harflerle duruyordu. Bastım. "Açık teslimatınız bulunmaktadır. Hesap kapatma talebiniz teslimat tamamlandığında işleme alınacaktır." Uygulamayı telefondan sildim. Yarım saat sonra motor firmasından mesaj geldi: "Hesap kapatma talebiniz tarafımıza iletildi. Hesabınız kapandığında kalan borcunuzun tamamı yedi gün içinde ödenecektir." Kalan borç bir yıllık ev kiram kadardı.
O gece evde oturdum, çıkmadım. Biri on geçe, uygulaması silinmiş telefonun kilit ekranında bir bildirim yandı. Ardıç Arkası Sokağı, numara on bir, zemin kat. Zil çalışmıyor, kapıyı çalın. Uygulamayı yeniden indirdim. Giriş yaptığımda görev çoktan kabul edilmişti, ekranın köşesinde teslim süresi işliyordu. Montumu giydim.
Alt geçitte on dört numaranın kapağı aralıktı. Kutuyu çekince dolaptan kaydı, yere düştü, altındaki karo çatladı. Kaldıramadım. Kucaklayıp sürükledim, motora kadar otuz adım, üç kere durdum. Sepete bağladığımda motorun önü yerden kalktı. Yirmi dakikalık yolu bir saatte gittim.
Yokuşta, dokuz ile on üç arasında bir bina vardı. Komşuları kadar yüksek, onlar kadar eski. Sıvası yer yer dökülmüş, pencereleri karanlık. Kapının üstünde emaye bir levha: on bir. Kapının iki yanındaki pencereleri tanıdım. Dün gece belimin hizasında boşluktular.
İpleri çözünce kutu kendi ağırlığıyla sepetten kaydı, kaldırıma oturdu. Kapının önüne kadar sürükledim.
Kapıyı çaldım. Ses içeride uzun bir koridorda yürüdü, dibe vardı, geri döndü. Kimse gelmedi. Uygulamaya baktım: "Alıcı kapıda. Teslimat için alıcıyla el sıkışın. Eldivenli teslimat kabul edilmez." Yokuşun yukarısına baktım, aşağısına baktım. Kapının önünde benden başka kimse yoktu.
Kapı aralandı. İçeride sağda küçük bir oda, karşıda dipte biten uzun bir koridor. Ekranın köşesinde teslim süresi işliyordu. Eldivenlerimi çıkardım.
Teslimat geçmişi. Ardıç Arkası Sokağı, numara on bir, zemin kat.
İlk kayıt. Saat biri on geçe. Durum: iptal edildi. Gerekçe: adres bulunamadı. Yorum yok.
Dördüncü kayıt. Saat biri on geçe. Durum: iptal edildi. Gerekçe: adreste bina bulunmuyor. Yorum yok.
Beşinci kayıt. Saat biri on geçe. Durum: tamamlandı. Teslim alan: alıcı. Yorum: alıcı eldivenlerini kapıda çıkardı, sol avucunda eski bir fırın yanığı var.
Bu bölüm size ne yaptı
Yorumlar
Henüz yorum yok.